28 Temmuz 2007 Cumartesi

0555 403 XX XX...dııt dııt pıt Alo


Orkun: Naber ahmet nasılsın dostum?
Ahmet: Ooo Orkun iyiyim kardeşim sen nasılsın?
Orkun: Eh işte. İstanbuldayım.Mecidiyeköy'den Yeşilköy'e geçtik.Abim var yanımda.
Ahmet: Vay anasına geziyon la paso. Daha geçen gittin oraya
Orkun: Öle be abi.Seçim bokuna geri döndüm. Yarın beyoğluna geçcez gene.
Ahmet: Abi bak ankaraya dönünce beraber gitcez gene oraya. Gezcez amına koyem.Taammı?
Orkun: Gezcez tabi abi.
Ahmet: Bu arada festivale ne zaman gelcen la?
Orkun: Gelcem abi bu ay sonu. Para denkleştirmem lazım
Ahmet: Parayı pek problem etme la.Sen yeterki gel. özledim seni.
Orkun: Gelcem abi ya. Eğlencez gezcez iççez..
Ahmet: Tamam abi sen keyfine bak. Festivale gelince görüşürüz.Kendine çok iyi bak.
Orkun: Eywallah moruk sende.


Telefon görüşmemizin bi kısmı orkunla. Gerçi aklıma gelmediği için salladım bi kısmını. Özledim keratayı yauf. Triplerini, en çok çakmak tribini özledim. aaa nerde bu çakmak offfff

he he seviyon la seni deve...

18 Temmuz 2007 Çarşamba

Orkuuuuuuuunnnn!


Abi herif bi gittigidiş o gidiş. Ne ses ne seda.Kayboldu sanki. Atomlarına falanmı ayrıldı acaba. Çözemedim bir türlü. İstanbula gitcekti deve. Aramadı bile. Tabi gitti bizi unuttu. Msn'yede girmiyo hiç. Arada sırada giriyo amma selam bile vermiyo.Abi napcam benya. Unutulduk.Kaybolduk.Boku yedik. Debelendik.Yaralandık.Acımadılar bize abi.Mahvolduk.Azımıza sıçtılar.Naptık sana Orkun biz.bizi böle unuttun. Yara açtın kalbimde.Yaraladın acıamdan. Biçtin. Beni sevmiyormusun yoksa. Yalanmıydı bunların hepsi. Yalanmıyıdı yaşananlar. Acımadan kıydın yaşanan onca güzel şeylere.

15 Temmuz 2007 Pazar

Zen - Bakırköy Akıl Hastanesi


Ekşi sözlükteki basit bir araştırma sonucunda bu bulgulara rastladım...


ALBÜMÜN KARTONET BİLGİLERİ İSE ŞÖYLE:


kayıt tarihi 23 haziran 1998 saat 14:30
kayıt yeri bakırköy akıl hastanesi - istanbul
kayıt mekanı mazhar osman uzman salonu
kayıt eden raşit serdengeçti
mix william macbeth
mekanı ivy-room sound san fransisco
mastır ender akay
sibel hemşire, nurten hemşire, doktor betül, foto mehmet, güven, gökhan akçura.mazhar osman uzman'ın "keyf veren zehirler" ve "yüksek dejenereler" isimli eserleri ile "bakırköyünde ilk on sene" isimli kitaptan yararlandık.
fahreddin fahri aykut - davul
narih nafi öztaylan - ses, büyük samplır, konuşan davul ve vurmalılar
osman murad ertel - ses, elektrikli saz ve elektrikli gitar
sadri emre önal - darbuka, çalpara, portatif samplır, vurmalılar
william macbeth - kontrbas, bas, eko, çeşitli samplırlar
osman levent akman - def, zilli maşa, vurmalılar, küçük samplır

Resim : Mazhar Osman (1884-1951)

13 Temmuz 2007 Cuma

DUT ALİ (babazula & zen)




Şu resimdeki işte şu resimdeki benim arkadaşım. İsmi Ali. Üç ay önce buraya geldi. Doktorlar dedilerki "Sen biraz burda kal." Son bir aydır kendini çok iyi hissetti. Ona dedilerki "Sen dolaşabilirsin, bahçede." Bahçede dolaşmayı çok sevdi. Yeşillikler arasında ağaçların altında. Yollardan yürümeyi çok sevdi. Bir gün onu şu taraflardaki kırmızı dut ağaçlarının, kırmızı dut ağaçlarının, kırmızı, dut ağaçlarının altında gördüm. Bana dediki "Çok yüksek, çok yüksek bu dallar. Erişemiyorum. kırmızı dutları yiyemiyorum." Bende başımı kaldırdım ve dutlara baktım. Dutlar çok güzeldi. Dedimki "Biraz ilerde beyaz dut ağaçları var, gerçi kırmızı olanlar kadar değil ama yineden onlardan yiyebilirsin." Biraz yürüdük, on metre, kadar beyaz dut ağacının altına geldik. Elini uzattı beyaz bir dut aldı, yedi, bana gülümsedi. Dediki "Beyaz dutlar çok güzelmiş, beyaz dutlar çok güzelmiş, beyaz dutlar çok güzelmiş."




Garip bir hikaye değil mi?

07 Temmuz 2007 Cumartesi

Ulen Orkun....

Aldın tabi krediyi nete bile girmedin len bütün gün.
Bu günü yazıyom deftere bebe. Ne adamsın kimlerle yiyon paracıkları?....
neyse tarihe geçecek bir gün bugün.
seviyom seniiiii
:)

02 Temmuz 2007 Pazartesi

Hayatın akışında...

Bence biz bu dünyada bir amaç için yaşarız. Bu amaca ulaşmak için iki yol var. Bunlardan ilki ulvi yol ikinci yol ise fani yol. Ben bu iki yolun ortasında kalmış küçücük bir patikada yürüyorum. Dikenli bir patika. Baze çok canımı yakıyor bu patikadaki dikenler. dikenler. dikenler. dikenler. Bu patikada sağım ve solumdaki yollar arasında mekik dokuyorum. Bazen solumdaki yola geçiyorum, kabul edilmiyorum hayat tarafından. Atılıyorum. Bazende sağımdaki yola geçiyorum.Burdanda atılıyorum. Sonra diyorumki benim için en iyi yol bu dikenli patika. Bu dikenli patikaya kimse girmek istemiyor. Bahane uyduruyorlar. Girmek istemiyorlar. İstemiyorlar. istemiyorlar. İstemiyorlar. Ayıplanıyorum, bazende hor görülüyorum ama beni çok üzmüyor, incitmiyor, ağlatmıyor. Çünkü biliyorumki ayıplanıyorum onlar gibi değilim. Onlarla aynı şeyleri yapmıyorum. Sevgimi herşeyden üstte tutuyorum, onlar bunu yapamıyorlar, yapamadıkları içinde yapabilenleri hor görüyorlar. Gururlarını kırmaya çalışıyorlar. Yazık. Onlar parayı yüceltmişler, tanrıyı unutmuşlar tanrıları paraları olmuş. Tanrıyı unutan biri nasıl aşkı ve sevgiyi yoğunca yaşayabilir. Parayı seven biri nasıl başka birini sevebilir. Ama yürüdüğüm patika ne kadar dikenli ne kadar engebeli olursa olsun onlarla ynı seviyede yürüyorum. Ne onlar beni geçebiliyorlar ne de ben onları geçebiliyorum. Gülüyorum arsız hallerine. Tabi bende sütten çıkmış bir ak kaşık değilim. Bende onların yollarına giriyorum bazen. Onlardan biri oluyorum. Onların basit hallerini yaşıyorum. Sonra kendime geldiğimde ağlamaklı oluyorum, gözlerim doluyor ve sonunda ağlıyorum. Bazende ruhsuz bir hal alıyorum. Öylece hiçbirşey düşünmeden kalıyorum.


Bana bu yolda yürürken tüm benliğiyle eşlik eden dostum Orkun'a selamlar. Seni çok seviyorum ulan. İYİKİ DOĞDUN.


Hayat ve doğa seninle olsun...